Niye yazar ki insan? İçindeki duyguları niye dışa aktarma gereği duyar ki? Veya sadece duygularını ifade etmek için mi yazar? Nedir insanı yazmaya iten? Ve hatta nedir yazmayı hayatın vazgeçilmezi haline getiren? Bir gereksinim midir, doyum mudur, tatmin midir yazmak?
Bazı zamanlar hislenir insan. O ona kadar yaşamadıklarını yaşar, göremediklerini görür, hissedemediklerini hisseder...Hissiyatı tavan yapmıştır o an. Duyguları kalbinin kalıplarına sığmaz; zorlar sınırlarını, taşar kalıplardan. Taşan her bir duygu cümle olarak düşer beyaz sayfalara. İçinde kopan tufanların, fırtınaların çığlığıdır o sayfaya dökülüverenler. İçindeki çığlığın aktarımıdır kağıtlara. O kağıtlar da duyguların fotoğrafıdır aslında. Ona bakar yazanın kalbini okursun zira.
Ruhun bedene, kanın damara sığmadığı zamanlar vardır hani. O an sarılır insan kaleme, yazdıklarını yaşadıklarına şahit tutmak için. Sözler cansız şahit oluverirler yaşananların gerçekliğini doğrulamaya. İnanmaya davet eder insanları... Haykırır adeta “Bunları gerçekten yaşadım!” dercesine. Çünkü kaybolmak istemez geçmişle gelecek arasında aldığı o yolda.Ve hatta kanıtlamak ister kaybolmadığını.Var olduğunu göstermek için yazar insan. ”Yazıyorum, öyleyse varım!” demedir bu aslında.
Peki hislerinin tamamını yazabilir mi insan? İfade edebilir mi içinde yaşadığı curcunanın hepsini? Dağın görünmeyen yüzünü de anlatabilir mi yazısında? Gönül dilinde dolaşanların tümünü aktarabilir mi yazı diline? Veya anlatmak için mi yazar insan yoksa anlamak için mi?
Anlayamadığını anlamaya çalışmaktır yazmak. Çünkü yazmak anlatmaktır; anlatmaksa anlamanın en kısa yolu. Halini arz etmeye cüret ederek kendi derdini anlamaya gayret eder insan. Ama beyhude! Anlatılmazı anlatmaya çalışırken anlaşılmazı da anlayamaz çünkü.
Ya mutluluk?..Mutluluk neresinde peki yazmanın? Anlama ve anlatma gayretindeyken mutlu olabilir mi o satırları yazabilen? Yani bal eyleyebilir mi acıları? Yoksa duygularını kağıtlara mahkum ederken kendi de mutluluktan mahrum mu kalır?
Hayata dair bir amacı ve gayesi olan insanlar mutludurlar. Peşinden koştukları, yakalamayı arzu ettikleri hedefleri vardır çünkü. Davaları uğruna attıkları en ufak adım bile büyük bir mutluluk kaynağıdır onlar için. Yazan insanlar da aynı böyledir. Belli bir hayal uğruna yazarlar; amaçlarını gerçekleştirmek için... Alemin seyrini değiştirmek için çıkmışlardır yola. Bir kelimenin dünyayı değiştireceğine inanırlar daima. Sözün gücünün ve etkisinin farkındadırlar. Acı çekse de yazar, yazdıkça da mutlu olurlar.
Hülasa, yazmak bir fırtınadır ta kalbin derinliklerinden kopup gelen. Yazmak bir pusuladır her daim mutluluğu gösteren. O kuvvetli fırtınada mutluluğa yelken açan bir kaptandır yazan insan. Yazı ise çırpınırken sesini duyurabildiğin ya da sessiz çığlıklar içinde boğulmak üzereyken imdadına koşan bir cankurtaran…
