25 Temmuz 2012 Çarşamba

EKONOMİDE GİDİŞAT



Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK), yılın ilk çeyreğine ait büyüme rakamlarını, biraz gecikmeli olarak geçen hafta yayınladı. Açıklanan veriler, Türkiye ekonomisinin yılın ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre % 3.2’lik büyüme gerçekleştirdiğini gösteriyor. Bu veriler iki türlü analize imkân sağlıyor. Birincisi, ilk çeyreğe dair bu büyüme rakamlarının, hükumetin yıl sonu için arzu ettiği %4 büyüme oranını destekleyici nitelikte olduğunu, yani “yumuşak iniş”i işaret eden iyimser beklentiyi. İkincisi ise, bu rakamların hiç de arzu edilebilir seviyelerde olmadığı ve haliyle ekonomi yönetiminin belirttiğinin aksine “sert iniş”i temsil ettiği yönünde.

Söz konusu dönem için gelişmiş ülke büyüme rakamlarına baktığımızda, özellikle ABD ve Avrupa Birliği(AB) ülkelerini incelediğimizde, Türkiye ekonomisinin sağladığı %3.2’lik büyüme oranı göze güzel görünebiliyor. Fakat hesaplamaların biraz ayrıntısına girince karşılaştığımız manzaranın hiç de hoş olmadığı kanısına varabiliyoruz. Ayrıntılara aşağıda değineceğiz ama moral bozan unsurların başını iç tüketimin büyümeye yap(ma)dığı katkı ve ihracatın artık yorulmaya başlaması gibi faktörler çekiyor... Elimizde olan veri setlerinden hareketle, açıklanan rakamların ne anlam ifade ettiğine, iç talep ve ihracatın neden daralmaya başladığına ve de bozulma temayülü gösteren bütçe rakamlarına sırasıyla değinmeye çalışalım.

“SOĞUTMA” POLİTİKALARI NEREDEN ÇIKTI?

2008  küresel ekonomik krizinin yaralarını hemen saramayan gelişmiş ve çoğu gelişmekte olan ekonomilere kıyasla Türkiye ekonomisi, özellikle 2010 ve 2011 yıllarında iyi bir büyüme performansı sergiledi. Fakat %10 seviyelerinde gerçekleşen büyüme rakamları bir noktada can yakmaya başlayacaktı. Zira, büyüme performansının “cari açık” diye adlandırdığımız ağır bir bedeli vardı. Çünkü Türkiye ekonomisinin “yumuşak karnı” olarak bilinen cari açık iyice sürdürülebilir olmaktan çıkıyordu.Nitekim bu doğrultuda, ekonomi yönetimi 2011’in Kasım ayından itibaren ekonomiyi soğutma yönünde adım atılacağını dillendirmeye başladı. Merkez Bankası’nın hükumetle koordineli çalışması neticesinde uygulanan politikalar ve izlenen yöntemler ekonomiyi dizginlemeye yönelikti. Ve şimdi gelinen son noktada, açıklanan verilerin analizi hükumetin uyguladığı soğutma yöntemlerinin  ne derece başarılı olduğu  ve bununla birlikte yıl sonu için hedeflenen %4’lük büyümenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine matuftur.

ANALİZ

Yukarıda belirttiğimiz üzere Türkiye ekonomisi 2012 yılının ilk çeyreğinde, geçen yılın aynı dönemi baz alındığında %3.2’lik bir büyüme gerçekleştirdi. Yine belirttiğimiz gibi bu rakam ilk bakışta göze güzel görünse de, büyümeye katkı sağlayan unsurları analiz ettiğimizde moralleri bozan bir tabloyla karşılaşıyoruz. Zira ekonominin bu denli yavaşlamasına sebep olan en önemli faktör iç talebin neredeyse durma noktasına gelmesi. Açıklanan verilere göre, iç talebin can damarı olan  hane halkı tüketimindeki  artış % 0 (!) olarak görülüyor. İç talebin bir diğer önemli unsuru özel sektör yatırımları geçen senenin aynı döneminde % 40’a yakın bir artış göstermişken, bu yıl sadece % 1,6 oranında artış söz konusu. Belirttiğimiz iç tüketim komponentleri bir araya geldiğinde toplamda ekonomiye sadece 1 puanlık katkı sağlamış oldu.

Öte taraftan, son veriler ışığında büyümenin lokomotifi/ itici gücünün ise ihracat kalemi olduğu bariz şekilde görünüyor. En büyük ihracat pazarımız olan Avrupa Birliği ülkelerinde yaşanan ekonomik sıkıntılara rağmen, alternatif pazarlarda elde edilen başarılar sayesinde bahis mevzuu dönemde ihracatımız % 13,2 oranında artış gösterdi. Ve ihracat kalemi, kendi başına büyümeye 3 puanlık katkı sundu. Velev ki bu başarı sağlanamamış olsaydı, Türkiye ekonomisi bu dönemde resesyonla karşı karşıya kalabilirdi.Nitekim bu başarı, ihracatçıların hanesine kocaman bir artı olarak yazılmalıdır. Fakat öncü göstergelere itibar edecek olursak, ihracatta da motorun biraz yorulmaya başladığı ve performansın hafif de olsa düşebileceği görüntüsü ortaya çıkıyor.

Peki belirttiğimiz bu verileri incelediğimizde, ekonomideki bu inişin arzu edildiği gibi “yumuşak” mı, yoksa istenmeyen şekilde “sert” mi olduğu konusunda ne diyebiliriz? Ben, eldeki bu verilerin ışığında, yaşanan düşüşün sert değil, hayli sert olduğunu düşünüyorum. Çünkü yukarıdaki rakamlar mevsimsel etkilerden arındırılmamış bilgileri temsil ediyor. Bunları mevsimsel düzeltmeye tabi tuttuğumuzda, ekonominin bir önceki yılın aynı dönemine göre % 0.4 küçüldüğü görülüyor.Neredeyse resesyona girmeye ramak kalmış! Bu durumda hâlâ nasıl “yumuşak iniş”ten bahsedebiliriz?

Sorulabilecek bir diğer soru ise hükumetin yıl sonu için koyduğu %4’lük hedefe ulaşılıp ulaşılamayacağı. Bu soruya iki şekilde cevap vermek mümkün: Birincisi, ekonomi politikalarında değişikliğe gidilmez ve uygulanmakta olan mevcut yöntemler devam ettirilirse yıl sonunda % 4’ü yakalamanın çok çok zor olduğunu söylemek işten bile değil. Nitekim, Nisan ve Mayıs aylarına dair açıklanan öncü göstergeler başta iç tüketim, yatırım ve kapasite kullanım oranları olmak üzere bir çok indikatörün mevcut şartlar altında ikinci çeyrekte birinci çeyrekten daha kötü rakamlar gelebileceğini işaret ediyor.


İkincisi ise, Merkez Bankası’nın para politikasını biraz gevşetme yönünde alacağı karar neticesinde şekillenecek. Eğer Merkez, kendi enstrümanlarını kullanarak kemerleri gevşetirse, bu durum reel ekonomiye faizlerin düşmesi ve iç talebin canlanması şeklinde yansıyacaktır. Esasında Merkez Bankası’nın bunu yapması için eli güçlenmiş bulunuyor. Zira, enflasyon tahminlerinin aşağı yönlü revize edilmesi ve bir müddettir ek parasal sıklaştırmaya gidilmemesi de bunun sinyali gibi değerlendirilebilir. Ve ancak bu durumda “yumuşak iniş” için kıstas alınan % 4’lük yıl sonu büyüme rakamı gerçekleşebilir.

Kötü senaryo ama hazırlıklı olmak şart: Eğer Merkez bu konuda insiyatif üstlenmez; mevcut para politikasında gevşemeye gitmez, yani amiyane tabiriyle kemerleri gevşetmez, ve ikinci çeyrekte de mevsimsel etkilerden arındırılmış büyüme rakamları eksili çıkarsa, geçmiş olsun, resesyona girdik demektir.


Not: Yazının başında, bozulma temayülü gösteren bütçe dengelerine de değineceğimi belirtmiştim fakat yazı çok uzadı. O konuyu da önümüzdeki günlerde başka bir yazıda başlı başına ele almaya çalışacağım.