16 Ağustos 2011 Salı

Yazmamak Ne Mümkün


                                               
    Niye yazar ki  insan? İçindeki  duyguları niye dışa aktarma gereği duyar ki? Veya sadece duygularını  ifade  etmek  için mi yazar? Nedir  insanı yazmaya iten? Ve hatta nedir yazmayı hayatın vazgeçilmezi haline getiren? Bir gereksinim midir, doyum mudur, tatmin midir yazmak?

    Bazı zamanlar hislenir insan. O ona kadar yaşamadıklarını yaşar, göremediklerini görür, hissedemediklerini  hisseder...Hissiyatı tavan yapmıştır o an. Duyguları kalbinin kalıplarına sığmaz; zorlar sınırlarını, taşar kalıplardan. Taşan her bir duygu  cümle olarak  düşer  beyaz sayfalara. İçinde kopan tufanların, fırtınaların  çığlığıdır o sayfaya  dökülüverenler. İçindeki çığlığın  aktarımıdır kağıtlara. O kağıtlar da  duyguların fotoğrafıdır  aslında. Ona bakar yazanın kalbini okursun zira.

    Ruhun bedene, kanın damara sığmadığı zamanlar vardır hani. O an sarılır insan  kaleme, yazdıklarını yaşadıklarına şahit tutmak için. Sözler cansız şahit oluverirler yaşananların gerçekliğini doğrulamaya. İnanmaya  davet eder insanları... Haykırır adeta “Bunları  gerçekten yaşadım!” dercesine. Çünkü kaybolmak istemez  geçmişle gelecek arasında aldığı o yolda.Ve hatta kanıtlamak ister  kaybolmadığını.Var olduğunu göstermek için yazar insan. ”Yazıyorum, öyleyse varım!” demedir bu aslında.

    Peki hislerinin tamamını yazabilir mi insan? İfade edebilir mi  içinde yaşadığı curcunanın hepsini? Dağın görünmeyen  yüzünü de anlatabilir mi  yazısında? Gönül dilinde dolaşanların tümünü aktarabilir mi yazı diline? Veya anlatmak için mi yazar insan yoksa anlamak için mi?

    Anlayamadığını  anlamaya çalışmaktır yazmak. Çünkü yazmak anlatmaktır; anlatmaksa anlamanın en kısa yolu. Halini arz etmeye cüret ederek  kendi derdini  anlamaya gayret eder insan. Ama beyhude! Anlatılmazı anlatmaya çalışırken anlaşılmazı da anlayamaz çünkü.

   Ya  mutluluk?..Mutluluk neresinde peki yazmanın? Anlama ve anlatma gayretindeyken mutlu olabilir mi o satırları yazabilen? Yani bal eyleyebilir mi acıları? Yoksa duygularını kağıtlara mahkum ederken kendi de mutluluktan mahrum mu kalır?

    Hayata dair bir amacı ve gayesi olan insanlar mutludurlar. Peşinden koştukları, yakalamayı arzu ettikleri hedefleri vardır çünkü. Davaları  uğruna attıkları en ufak adım bile büyük bir mutluluk kaynağıdır onlar için. Yazan insanlar da aynı böyledir. Belli bir hayal uğruna yazarlar; amaçlarını gerçekleştirmek için... Alemin seyrini değiştirmek için çıkmışlardır yola. Bir kelimenin dünyayı değiştireceğine inanırlar daima. Sözün gücünün ve etkisinin farkındadırlar. Acı çekse de yazar, yazdıkça da mutlu olurlar.

    Hülasa, yazmak bir fırtınadır ta kalbin derinliklerinden kopup gelen. Yazmak bir pusuladır  her daim mutluluğu  gösteren. O kuvvetli fırtınada mutluluğa yelken açan  bir kaptandır yazan insan. Yazı ise çırpınırken sesini duyurabildiğin ya da sessiz çığlıklar içinde boğulmak üzereyken imdadına koşan bir cankurtaran…

2 yorum:

  1. Bu kadar siyasi yazıların yanında bu ne başkan:)

    YanıtlaSil
  2. Selimcim içindeki romantizmin yazıya dökülmüş hali bu yazı.Çok beğendim, kalemine sağlık! <3

    YanıtlaSil