31 Ocak 2012 Salı

HEPİMİZ HRANT MIYIZ?



İlk olarak Hrant Dink‟in öldürüldüğü gün duyduk “Hepimiz Hrant'ız, Hepimiz Ermeniyiz” söylemini. Faili hiç de meçhul olmayan bu cinayete duyarsız kalmayan binlerce, on binlerce vatandaşın tepkilerini dile getirebilmek adına bir araya gelip hep bir ağızdan “Hepimiz Hrant'ız, Hepimiz Ermeniyiz” haykırışlarıyla aşina olduk bu söze. Peki, ne anlam ifade ediyordu bu söylem? Neyin davasını güdüyordu? Bu söylemi destekleyenler niye destekliyor, karşı olanlar niye karşı çıkıyordu?

Bu söylemin gerekliliğine inanlar genel anlamıyla tahmin edilebileceği için söylemin destekçisi olanlardan ziyade bu söylemeye karşı tavır alanlar üzerinde durmanın önemli olduğuna inanıyorum. Çünkü toplumun önemli kısmını oluşturan fraksiyonların bu elim cinayet karşısında takındığı tutum, içerlerinde önemli "ontolojik" sorunlar barındırdığına ve kendi değerleriyle çelişme noktasına vardıklarına dair kuvvetli işaret veriyor.

Bu davayı anlayabilmek için öncelikle 2007 yılının Türkiye'sine bakmak gerekir. Danıştay saldırısıyla, Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasıyla ne elde edilmek istendiğini iyi bilmek gerekir. Kırılgan bir yapıya sahip olan Türkiye'nin toplumsal dinamiklerinin altına dinamit döşenmeye çalışıldığının bilincinde olmak gerekir. Nihayetinde tüm bu yaşananların mevcut hükümeti devirmeyi planlayan darbeyi meşru kılmak için “şartları olgunlaştırma” sürecinde yaşandığına hakim olmak gerekir.

Kendilerini “milliyetçi” olarak tanımlayan ve uzun bir süredir Kemalist ideolojinin öncü neferleri gibi hareket etmek suretiyle "ulusalcılaşma" temayülü gösterdiğini düşündüğüm camianın (bu konuyu ayrı bir başlık altında daha ayrıntılı inceleyeceğim) yaşanan bu süreçte iyi bir sınav veremediğini belirterek başlamak isterim. Masum bir insanın ölümünü karşısında, tarihsel süreçte yaşanan 1915 olaylarını hatırlatmak suretiyle “Bunlar değil miydi bizim savaştıklarımız?” demek meseleyi anlamaktan ne kadar uzak olduklarının da göstergesi olsa gerek.

Neymiş efendim, o kadar şehit cenazesi olurken milletin sesi bu kadar çıkmıyormuş da, bir tane gayrimüslim Ermeni gazetecinin “kahvede pişpirik oynayan çocuklar” tarafından öldürülmesi ortalığı ayağa kaldırıyormuş.

Neymiş efendim, tarihimizde Ermenilerle yaşanan tatsızlıklar varmış ve tarihsel süreçte biz bu insanlarla savaş yaşamışız ya, o zaman bir Ermeni'nin katledilmesine ses çıkarmamak gerekirmiş. Çünkü bu, Türk olmanın gereğiymişmiş…

Irkçı ve kavmiyetçi duyguların söylemlere yansıyan şekli olan yukarıdaki argümanlar, bu düşünce yapısına sahip insanların Hrant Dink meselesinin adalet ve vicdan davası olduğunu anlamadan fersah fersah uzak olduklarını gösteriyor. Şehit olan askerlerle Hrant'ın öldürülmesini karşılaştırmak mağdur yarıştırma edebiyatı yapmak değil de nedir? Bu vatan toprağının evlatları arasında etnik aidiyet üzerinden ayrımcılık yapmak ve ötekileştirme çabasında olmak faşizan bir tavır değil de nedir?

Ne yazık ki bu yaklaşıma sahip olanlar nasıl bir açmazın içinde olduklarının dahi farkında değiller. Niye mi?

Çünkü ideolojik görüşlerini hakikatin üstünlüğünden üstün tutuyorlar.
Çünkü akıl ile vicdan arasındaki perdeleri kaldıramıyorlar.
Çünkü vicdanlarını ideolojilerine göre şekillendiriyorlar.
Çünkü vicdanlarını adalet süzgecinden geçirmiyorlar.
Hal böyle olunca milliyetçilik girdabında inkâr ve yokluğa sürükleniyorlar.

Peki, onların aksine biz niye bu davanın savunucusu olmalı ve sonuna kadar takipçisi olmalıyız?
Her şeyden önce Hrant Dink meselesi hak, adalet ve vicdan davasıdır.
Dün adalet, 28 Şubat sürecinde özgürlükleri ve itibarları elinden alanların yanında olmaktı.
Dün adalet, temel hak ve özgürlüklerini istediği için Baas rejimi tarafından hunharca katledilen Suriyeli masum sivillerin yanında olmaktı.
Dün adalet, Sovyet askerleri tarafından zalimce öldürülen Azerilerin yanında olmaktı.
Dün adalet, “operasyon hatası” sonucu Uludere'de öldürülen 34 vatandaşın hakkını aramaktı.
Bugün ise adalet, Hrant Dink davasının savunucusu ve takipçisi olmaktır.

Bu davanın takipçisi olmalıyız ki bu ülkede bir daha "faili meçhul" cinayetler yaşanmasın.
Bu davanın takipçisi olmalıyız ki bu ülkenin gelişmesini istemeyen Ergenekon vari çarpık yapılaşmaların varlığı sona ersin.
Bu davanın takipçisi olmalıyız ki meşru hükümeti devirmek için "şartların olgunlaşması" adına insan hayatına kasteden şer odakları yok olsun.
Bu davanın takipçisi olmalıyız ki bu ülkede tüm etnik ve dinî aidiyetler, hep birlikte yaşanılır kılınan bir toplum olunabileceğinin kanıtı olsun.
Bu davanın takipçisi olmalıyız ki hak, adalet ve vicdan yerini bulsun!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder